11 Mart 2026
Fetret devri illetleri, barbarlığın veçheleri

Fetret devri illetleri, barbarlığın veçheleri

“`html

“Kriz, mevcut durumdan kaynaklanıyor: Eski sistemin çökmesi, yenisinin bir türlü oluşmaması. İşte bu belirsiz süreçte, pek çok sorun belirginleşiyor.”[1]

Antonio Gramsci’nin bu özlü ifadelerinin son günlerde yeniden gündeme gelmesi ve beklenmedik yerlerde yankı bulması aslında tesadüf değil. En son, kapitalizm ile ilgili uluslararası bir platformda Davos’ta, Belçika’nın sağ kanat lideri Bart De Wever’in ağzından bu sözler döküldü. ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’a yönelik iddialarına bu bağlamda yanıt veren Wever, sosyalist ideolojilere karşı bir tutum sergiledi.[2]

Gönlümüz isterdi ki; Wever’in bu sözlere başvurması, yükselen sosyalizmin etkisi ve geniş karşıtlığının bir göstergesi olsun.[3] Ancak aslında Wever’i bile bu duruma iten neden, içinde bulunduğumuz bir interregnum yani belirsizlik devri.

Küresel Hegemonyadan Bölgesel Güçlere: Dünya Nereye Gidiyor?

ABD’nin Venezüela’ya yaptığı benzeri görülmemiş müdahale, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, İsrail’in Gazze’deki saldırıları, İran’daki iç baskılar ve HTŞ’nin Rojava’ya yönelik saldırıları, bu belirsizlik devrinin sorunlarından sadece birkaçıdır. Çoğu yorumcu, dünyanın ABD’nin küresel hegemonyasından bölgesel güç mücadelelerine evrildiğini belirtiyor.

Trump’ın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD’nin odak noktasını Batı Yarımküre’ye yöneltiyor. Venezuela’ya yapılan operasyon ve Grönland’a olan ilgisi bu bağlamda anlam kazanıyor. Mesaj açık: “Arka bahçemde tam kontrol, deniz aşırı yerlerde ise geçici ilişkiler.”

Güncellenmiş Monroe Doktrini ile ABD, batıda kendine kapalı bir kale oluşturmaya çalışıyor. Bu durum, Rusya’nın Avrasya’da, Çin’in ise Uzakdoğu ve İndo-Pasifik’te bölgesel güç olarak kabul edilmesiyle mümkün hale geliyor. ABD’nin bunu reddetmesi, uluslararası güç dengelerinin giderilmesini zorlaştırabilir.

Ortadoğu’nun Stratejik Önemi

Bölgesel güç paylaşım planlarının uygulanmasını engelleyebilecek en önemli unsurlardan biri ise Ortadoğu’dur. İsrail ve NATO üyesi Türkiye, bölgesel güce ulaşmaya çalışan bu belirsizlik döneminin iki aktörüdür. Bölge, enerji kaynakları ve küresel ticaret açısından vazgeçilmezdir. ABD’nin bölgede daha az etkili olması, güç boşlukları yaratmakta ve bu iki ülkeyi hareket etmeye zorlamaktadır. Ortadoğu’da yeni hegemon kim olacak?

Benzer bir durum, Körfez ülkeleri için de geçerlidir. Son aylardaki gelişmeler, bu ülkelerin değişime hazırlıklı olması gerektiğini vurguluyor.[4] Washington, artık kalıcı güvenlik garantisi vermiyor, daha çok koşullu angajmanlar sunuyor. Bu da Suudi Arabistan ve BAE’nin kendi başlarına hareket etme gerekliliğini artırıyor. Türkiye ve İsrail, bölgedeki değişim süreçlerinde kendilerine yeni ittifaklar oluşturarak devreye giriyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki yakınlığa rağmen, BAE ile de ilişkilerini sağlam tutmak zorunda. Çünkü BAE, Türkiye için önemli bir ticari ortak durumunda.

İsrail’in Somaliland’i tanımasıysa bu karmaşık denklemin bir başka boyutunu oluşturuyor. Somaliland, 1991’den bu yana bağımsız sayılmasına rağmen tanınmamaktaydı ve 26 Aralık’ta İsrail tarafından resmen tanındı. İsrail, burada stratejik bir üs edinme peşinde. Türkiye ise bu durumu “kabul edilemez” buluyor zira Somali’nin birliğini savunuyor. Ancak gösteriyor ki, bölgedeki güç dengeleri Türkiye’nin planları ile çelişiyor.

İran, Suriye ve Kürtlerin Rolü

İran, Avrasya’da hegemonik bir güç olmanın yollarını Rusya üzerinden ararken, ABD’nin de bu durumu etkilemeye çalışması dikkat çekiyor. İddialara göre, Gazze ve Lübnan’daki güç mücadelesinin ardından, Irak’taki Şii grupların zayıflatılması hedefleniyor. Eğer bu süreç başarılı olursa, Suriye’de de benzer bir strateji uygulanacağı öngörülüyor. Ancak sorun Kürt güçleri ve Rojava’nın savunması.

Rojava, yalnızca yerel bir mesele değil, aynı zamanda bölgesel bir gücün parçası. İran’daki muhalefetin öncülerinden biri olan Kürtler, Ortadoğu politikalarının nasıl şekilleneceği noktasında önemli bir aktör. Bu nedenle ABD, İsrail ve Türkiye’nin karşısında olan Kürt güçleri, bu denklemde belirleyici bir rol oynayabilir.

Türkiye’nin Jeopolitik Hayalleri

Son yıllarda Türkiye, bölgesel güç olma yolunda atılımlar yaparak silah sanayisini güçlendiriyor ve bu alanda ihracat yapmayı hedefliyor. Bu süreç, Osmanlı’nın mirasıyla bağlantılı olarak büyük güçler arasındaki paylaşım savaşları sırasında ortaya çıkan hayalleri tekrar gündeme getiriyor.

Türkiye’nin bu hedefleri doğrultusunda, Rusya ile ilişkilerini güçlendirmesi ve arabuluculuk yapması, bağımsız bir aktör olma iddiasını sorgulatıyor. Türkiye, ikili ilişkilerde bir alt-emperyalist pozisyonda hareket ediyor.

Barbarlık ve Medeniyet İkilemi

Karşılaştığımız bu belirsizlik devri sorunları, medeniyetin içinde barındırdığı barbarlık anlayışını da pekiştiriyor. Batı medeniyeti, kendisini barbarlık olarak adlandırdığı Doğu ile ayırdığını savunsa da, her kültürel inşa aynı zamanda bir barbarlık doğurabiliyor.

Batılıların “medeniyet vs barbarlık” karşıtlığı içinde sürdürdükleri yaklaşım, Ortadoğu’ya uygulanan politikaların arka planında önemli bir unsur olarak ortaya çıkıyor. Medeniyetin kendi içinde barındırdığı karşıtlıkları idrak etmederek, belirli yapıların desteklenmesi, dünyada yeni bir soykırım ikliminin oluşmasına zemin hazırlıyor.[5]

Belirsizlik Devrinin Sorunları

Dünya yeniden şekillenmeye çalışırken, uyuşturucu bağımlılığının artışı ve sosyal dinamiklerin değişimi de bu belirsizlik devrinin belirtileri arasında gösterilebilir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın haklarının ihlalleri, bu karmaşık dönüşümün bir parçasıdır.

[6] Trump’ın hükümeti ve benzerlerinin güçlerini kırmanın yolu, bu oryantalist ve erkek egemen zinciri parçalamaktan geçiyor.

(Yazı: YT/Mİ)

[1] Gerekli referans ve açıklamalar için belirtilen metinlerdeki kaynaklar incelenebilir.

[2] Kaynak

[3] Bizi yanıltmaktan kaçınmanın en iyi yolu, gerçekleri kabullenmektir.

[4] Detaylar

[5] Detay

[6] Detaylar için

“`